Kategori Güncel Yazılar / Blog

İsabetli meslek tercihi nasıl yapılır?

http://www.hurriyet.com.tr/egitim/isabetli-meslek-tercihi-nasil-yapilir-40168262

img_7780Hayatta bizi uzun süreli ve derinden etkileyen iki önemli seçim vardır: Bunlardan biri eş seçimi bir diğeri ise meslek seçimidir.  Yaklaşık olarak 25 yaşında meslek hayatına başlayan bir genç 65 yaşında emekli olacağı düşünüldüğünde 40 yıl mesleğini icra edecektir. Yani 40 yıl x12 ay x 20 gün x 8 saat = 76800 saat o meslekte zaman geçirecektir. Bu rakamların büyüklüğü bu tercihin ne kadar önemli olduğunu özetler niteliktedir. Devamını Oku

Adayların meslek tercihlerini etkileyen faktörler nelerdir?

mrtk7926http://www.hurriyet.com.tr/egitim/tercihlerde-en-onemli-faktor-para-ve-is-garantisi-40529960

Öğrencilerin meslek tercihlerini çoğunlukla tek bir faktörle açıklamak zordur. Çünkü tercihleri çoklu faktörler şekillendirmektedir. Öğrencilerin meslek tercihlerini birden çok tercihin etkilemesi onların daha çok kararsızlık yaşamasına neden olmaktadır. Bu yıl meslek tercihinde bulunacak olan 1016 (546 kız, 470 erkek) öğrenciye meslek tercihlerini nelerin şekillendirdiğini sıralamaları istenmiştir. Aşağıda ilk 10 sırada yer alan faktörler özetlenmektedir.

Öğrencilerin meslek tercihini etkileyen ilk faktör “kazanç durumu/iş garantisi olarak belirtilmiştir. Kız öğrencilerin %76’sı, erkek öğrencilerin ise %88’i ilk sırada kazanç durumu/iş garantisi olduğunu belirtmiştir. Toplumsal cinsiyet rolleri gereği eve ekmeği erkeğin getirmesi beklendiği için erkeklerde kazanç durumunun kız öğrencilere göre daha çok önem arz ettiği görülmektedir.

İkinci sırada ise ailenin beklentisi/baskısı yer almaktadır. Kız öğrencilerin %72’si, erkek öğrencilerin ise %65’i ailenin beklentilerin tercihlerini belirleyeceğini söylemektedir. Görüldüğü gibi ailenin beklentisi/baskısı kız öğrenciler üzerinde daha önemli etkiye sahiptir. Öğrenciler genellikle ailelerin beklentilerini yerine getirerek kabul görme ve sevilmeyi umut etmektedir.

Üçüncü sırada toplumsal saygınlık/itibar yer almaktadır. Kız öğrencilerin %65’i, erkek öğrencilerin ise %58’i toplumun beklentilerinin tercihlerini etkileyeceğini söylemektedir. Bu nedenle, “Doktor/avukat olursan sana herkes saygı duyar” mesajını çevresinden sık duyan öğrenciler asıl istediği bölüm yerine bu bölümlere yoğunluk gösterebilmektedir.

Dördüncü sırada, medyanın öğrencilerin meslek tercihini etkilediği görülmektedir. Kız öğrencilerin %43’ü, erkek öğrencilerin ise %37’si medyanın önemini vurgulamaktadır. Buna göre, en çok konuşulan mesleklere ve üniversitelere öğrencilerin yönelme olasılığı yüksektir. Öğrenciler daha sık reklamını gördüğü ya da haberini okuduğu üniversitelere daha çok güven duyduklarını belirtmiştir.

Beşinci sırada arkadaşlarının öğrencilerin meslek tercihini etkilediği görülmektedir. Kız öğrencilerin %36’sı, erkek öğrencilerin ise %32’si arkadaşları tarafından kabul görme ya da popüler olma isteği ile arkadaşlarının tercihleri hakkındaki görüşlerini dikkate almaktadır. Yani her üç öğrenciden biri için arkadaş görüşü çok önemli görülmektedir.

Altıncı sırada şehir özellikleri ve üniversite imkanları yer almaktadır. Kız öğrencilerin %27’si, erkek öğrencilerin ise %22’si yaşayacakları şehrin ve kampüsün önemli olduğunu söylemektedir. Şehir özellikleri açısından ekonomik olması, sosyo-kültürel etkinlikler açısından zengin olması ve yerli halkın öğrenci dostu olmasının öğrenciler için önemli olduğu görülmüştür. Eskişehir, Antalya, İzmir ve Çanakkale’nin ilk sırada tercih edilen şehirler olduğu görülmüştür. Üniversite özellikleri açısından da büyük yerleşkeli kampüs üniversitesi olması, yabancı dilde eğitim ve Erasmus gibi yurtdışı değişim programlarına verilen önemin öğrencilerin seçimini olumlu etkilediği görülmüştür.

Yedinci sırada romantik partner/sevgili yer almaktadır. Kız öğrencilerin %20’si, erkek öğrencilerin ise %23’ü romantik partnerin tercihlerini belirleyeceğini söylemektedir. Öğrencilerin yaklaşık %28’i şu an bir romantik partneri olduğunu söylediği göz önüne alındığında, romantik partneri olan nerdeyse tüm öğrenciler için sevgilisinin fikrinin önemli olduğu görülmektedir. Ancak, bu konuyu genellikle aileler ve öğretmenler görmezden gelmekte ya da önemsememektedir.

Sekizinci sırada kendi ilgi ve yetenekleri yer almaktadır. Kız öğrencilerin %17’si, erkek öğrencilerin ise %13’ü kendi ilgi ve yeteneklerine göre tercihte bulunacağını belirtmiştir. Öğrenciler yoğun akademik çalışma içerisinde kendi ilgi ve yeteneklerini tanıma fırsatı bulamamaktadır. Bu noktada tercihlerden önce öğrencinin kendi ilgi ve yetenekleri hakkında detaylı ve sistematik bir şekilde düşünmesi ve kendini sağlıklı bir şekilde keşfetmek için psikolojik danışma desteği alması önerilmektedir.

Dokuzuncu sırada öğretmenlerin/psikolojik danışmanların görüşleri yer almaktadır. Kız öğrencilerin %11’i, erkek öğrencilerin ise %12’si öğretmenlerin/psikolojik danışmanların görüşlerini önemsemektedir. Öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların sıralamanın alt sıralarında yer almasının temel nedeni olarak gittikçe öğrencilerin gözünde bu mesleklerin itibarının düşürülmesi söylenebilir.

Son sırada ise toplumsal cinsiyet rolleri yer almaktadır. Kız öğrencilerin % 8’i, erkek öğrencilerin ise % 6’sı toplumsal cinsiyet rollerinin tercihlerini belirleyeceğini söylemektedir. “Kızlardan iyi mühendis olmaz”, “erkek adam hemşire /hostes mi olur?” gibi cinsiyetçi konuşmalar öğrencinin tercihini olumsuz etkilemektedir.

Özetle, öğrencilerin tercihlerini birçok faktörün etkilediği doğrulanmaktadır. İlk sıralarında kazanç, aile beklentisi ve saygınlık bulunmaktadır. Öğrencinin yaklaşık 40 yıl boyunca yapacağı bir mesleğe ilgi duyması ve yetenekleri ile bu mesleğin uyuşması gelecekteki mutluluğunun mihenk taşıdır. Ancak, araştırma sonunda öğrencilerin bunun öneminin bilincinde olmadığı görülmektedir. Öğrenciler meslek tercihini yaparken toplum, aile ya da arkadaşları tarafından onay alacaklarını düşündükleri faktörlere daha üst sırlarda yer vermiştir. Bu konuda öğrencilerin psikolojik danışma hizmeti alarak bilinçlendirilmesi önerilmektedir.

Günümüzde birçok meslek grubunun meslek danışmanlığı hizmeti verdiği görülmektedir. Ama şu da bir gerçek ki diğer kişisel yardım meslekleri olan psikoloji, sosyal hizmetler ya da psikiyatristlerden farklı olarak PDR mezunları lisans eğitiminde aldıkları “mesleki rehberlik ve kariyer danışmanlığı” dersleri nedeniyle tercih danışmanlığını yapabilecek en iyi donanıma sahip tek meslek gurubudur. Bu nedenle lütfen çocuğunuzun geleceği ile ilgili danışırken danıştığınız uzmanın daha önce hiç kariyer danışmanlığı dersi aldı mı? bu alanda uygulamaları oldu mu? diye bilgi alın. Herkese sağlıklı bir tercih dönemi dilerim.

Doç.Dr.Aslı Bugay Sökmez

 

 

Psikoloji mi PDR mi?

Psikoloji mi? Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık mı?

Psikoloji bölümü, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık, klinik psikoloji ya da endüstriyel psikoloji gibi psikolojinin tüm bu uygulama alanlarına temel oluşturur ve bu uygulama alanları psikoloji bilimi üzerine inşa edilir. Buna göre Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık (PDR), Psikolojinin bir uygulama alanıdır. Bu her iki bölümün bazı dersleri ortaktır. Ancak Psikoloji lisans programlarında daha fazla kuramsal/teorik ders vardır. PDR bölümünde okuyan öğrenciler ise, daha fazla bireysel danışma, grupla danışma, kariyer danışmanlığı gibi uygulama dersleri alırlar.

Psikoloji ve PDR Lisans Programları arasındaki fark Matematik ve Matematik Öğretmenliği arasındaki farka benzetilebilir. Bu nedenle, Psikoloji Lisans mezunlarının Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda “Rehber Öğretmen ya da Okul Psikolojik Danışmanı” olarak istihdam edilebilmesi için, tıpkı Matematik programı mezunları gibi önce pedagojik formasyon derslerini almaları gerekir. Oysa PDR mezunları, matematik öğretmenliği mezunları ile benzer biçimde doğrudan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullara rehber öğretmen/psikolojik danışman olarak atanabilirler. Çünkü, PDR programlarındaki öğrenciler Psikoloji den farklı olarak  eğitim ile ilgili aldıkları derslerle, temel psikolojik danışma kuram ve uygulama dersleriyle, bireysel ve grupla danışma alanlarında uygulama yapma ve geri bildirim (süpervizyon) alma olanağı bulurlar. Bu sebeple PDR programı öğrencileri, eğitimleri sırasında aldıkları uygulama dersleriyle de mesleklerine hazırlanırlar.

PDR Programı mezunları öğretmen değildir, sadece Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda bu alan mezunlarına tahsis edilmiş olan kadronun adı “Rehber öğretmen”dir. Ancak meslek alanının adı “PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK”dır. Bu durum bir fabrikanın  ARGE bölümünde yönetici olarak çalışan  bir makina mühendisinin kadro ünvanının “Müdür”  ama mesleğinin “Makina Mühendisi” olmasına benzetilebilir.

Psikoloji Lisans programı mezunlarının bireysel ya da grupla terapi ya da psikolojik danışma yapabilmeleri için Klinik psikoloji ya da Psikolojik Danışma gibi psikolojinin bir uygulama alanında yüksek lisans yapmaları ya da uygulama ve süpervizyon içeren eğitim programlarını mutlaka tamamlamaları gerekir. Bununla birlikte, Psikoloji Programı mezunları birçok kurumda psikolog kadrosunda çalışabilirler. Ancak bu durum sanıldığı gibi onları terapist yapmaz ya da onlara psikolojik danışma yapma yetkisi vermez.

Ruminasyonu durdurun!

44dd3e67-2387-4164-ba1a-622dc0f74ddcBunu hak etmek için ne yaptım?”, “Keşke daha iyi sonuçlansaydı”, “niye benim problemlerim var, diğer insanların yok” ve “neden kendimi üzgün hissediyorum” diye ne sıklıkla kendinizi sorguluyorsunuz? Yaşadıklarınızı tüm detayları ile tekrar tekrar mı düşünüyorsunuz? Hatta sıklıkla bu iç konuşmalarınızı yakın bir arkadaşınız ya da eşinizle sürdürmeye devam mı ediyorsunuz..Eğer bunların çoğunu yapıyorsanız ruminasyon yapıyor olma olasılığınız yüksek demektir.

Ruminasyon tekrarlayıcı bir şekilde düşüncelerin zihinde dönüp durması ya da olumsuz içerikli zihinsel uğraş olarak tanımlanmaktadır. Yani, ruminasyon bireyin geçmişe takılarak, problemini çözmek adına harakete geçmeksizin, içinde bulunduğu duygu durumunu, olası sebep ve sonuçlarını tekrar tekrar düşünmesi olarak tanımlanmaktadır. Ruminasyon yapan kişiler genellikle kendilerini çevrelerinden soyutlayarak, kendi problemlerine ve problemin neden olduğu olumsuz duygulara odaklanırlar. Böylece sorunlarına bir çözüm yolu bulacaklarını düşünürler. Ancak, herhangi bir çözüm yolu bulsalar bile ürettikleri çözümü uygulamaya koymakta zorlanmaktadırlar.

Araştırmalar, ruminatif eğilime sahip bireylerin kendileri ve gelecek hakkında karamsar, sosyal ilişkilerde sıklıkla problem yaşayan ve aktif problem çözme becerilerinden yoksun olduklarını göstermektedir. Ruminasyon ile psikolojik sorunlar arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır. Buna göre, ruminasyon başta depresif belirtiler olmak üzere, anksiyete, endişe, yeme bozukluğu, kendine zarar verme  ve travma sonrası stres bozukluğu gibi bir çok psikolojik sorunla ilişkidir. Tepki stilleri kuramına göre, kadınların erkeklere göre iki kat daha sık depresif belirtiler göstermesinin nedeni ruminasyondur. Çünkü kadınlar erkeklere göre daha sık ruminasyon yapmaktadır. Türkiye’de yaptığımız çalışmada bu bulguyu doğrulayarak; kadınların ruminasyon seviyelerinin erkeklerden daha yüksek olduğunu ve buna bağlı olarak kadınlarda psikolojik sorunların daha sık görüldüğünü göstermektedir.

Ruminasyonu durdurmak ve psikolojik sorunları daha şiddetli ve kronik olarak yaşamanızı önlemek için neler yapabilirsiniz?

Aşağıdaki ipuçları size yardımcı olabilir:

  1. Ruminasyon yaptığınızı fark edin: Fark etmek durdurmanın ilk adımıdır. En basit haliyle, geçmişte yaşadığınız olumsuz bir olayı günde 5 defadan fazla düşünüyorsanız ruminasyon yapma olasılığınız yüksek demektir.
  1. Hangi konuda ruminasyon yapıyorsunuz analiz edin. Son zamanlarda sıklıkla düşündüğünüz olayı tespit edin. Bunun için günlük tutmak yardımcı olabilir. Hangi konuda daha çok ruminasyon yapıyorsanız aslında o olayın altında sizi rahatsız eden, huzursuz eden duyguyu bulmaya çalışın. En büyük korkunuz ne? Kovulmaktan mı korkuyorsunuz, yoksa terk edilmekten mi ya da başkalarının önünde kötü duruma düşmekten mi? En kötü senaryoyu düşünün. Kendinize iki soru sorun; En kötü ne olabilir? ve Bununla başa çıkabilir miyim? Bu sorularının cevabını düşünmek çoğu zaman tekrar eden olumsuz düşüncenizin etkisini azaltmaktadır.
  1. Ruminasyon molası verin: Bölük bölçük ama sık sık ruminasyon yapacağınıza kendinize başı sonu belli bir zaman belirleyin. Ruminasyonu kontrolünüz altına almak için sadece o zaman dilimi (günde 20-30 dk gibi) içinde kendinize ruminasyon yapmak için izin verin. Gittikçe bu süreyi düşürün ve 3 hafta sonra ruminasyon molalarını tamamen bırakın. Zaten kendinize belli bir aralık tespit edince ruminasyon yapmanın ödeve dönüştüğünü ve bu nedenle keyfinin de kaçtığını göreceksiniz. Örneğin, her gün saat 15’te 20 dk “eşimin beni nasıl aldattığını” tüm detayları ile düşüneceğim dediğinizde bir süre sonra bu keyifsiz bir hal alacaktır.
  1. “Ne olurdu” sorusundan vazgeçin: Geçmişte başınıza gelen olumsuz olaylarla ilgili “olmasa ne olurdu?” ya da “daha farklı olsa ne olurdu?” gibi geçmişi değiştirmeye yönelik düşüncelerle zaman ve enerji kaybetmeyin. Geçmişi değiştiremezsiniz ama geçmişe dair algınızı değiştirebilirsiniz.
  1. Neden ben? sorusundan vazgeçin. Belirsizliği, hayatın adil olmadığını ve başınıza şansızlıkların gelebileceğini biran evvel kabul edin. Herkes harika ve kusursuz bir hayat isteyebilir. Hatta böyle bir hayat için tüm koşullar uygun görünebilir ve siz bu hayata erişmek için elinizden gelenden çok daha fazlasını yapıyor bile olabilirsiniz. Ama yine de 1 yıl ya da 5 yıl sonra neler olacağını tüm boyutları ile bilmemiz çok zordur. Hak etmediğinizi düşündüğünüz olumsuz olaylar başınıza gelebilir. Hatta kendinizi şansız bile hissedebilirsiniz. Tüm bu yanılgılar aslında hayatın olumsuz yönlerini baştan görmezden gelmemizden, yok saymak istemimizden kaynaklanmaktadır. Yaşamın dört mevsim olmasının bir nedeni ve güzelliği olduğunu kendinize hatırlatın.
  1. Yalnız kaldığınız zamanı sınırlayın. Arkadaşlarınız ve ailenizle geçirdiğiniz zaman ve onlarla olan paylaşımlarınız ruminasyona karşı önemli bir koruyucu faktördür. Ruminatif eğilimi olan bireyler sosyal desteğe ihtiyaç duymalarına rağmen genelde yakın çevrelerini kendilerinden uzaklaştırarak yalnızlığı tercih edebilirler. Çünkü yakın ilişkilerin yeni sorunlar yaratmasından endişe ederler. Bu da onların duygusal bağlılıklarını daha az geliştirmelerine ve daha çok yalnız kalmalarına neden olmaktadır. Bu yalnızlık döngüsünü kırmak için kendinizi sosyal destekten mahrum bırakmayın. Arkadaşlarınız ya da aileniz birebir sorunlarınıza çözüm olamasa bile onlarla geçen olumlu zaman aralığı kendinizi daha iyi hissetmenize ve daha olumlu çözümleri ve alternatifleri görmenize yardımcı olacaktır.
  1. Ruminasyonu tetikleyen rutinlerinizden vazgeçin. Sabah yatakta uzanırken, hüzünlü bir şarkı dinlerken veya tek başınıza kahvenizi yudumlarken yani pasifken daha çok ruminasyon yaparsınız. Bunu fark ettiğiniz anda kendinizi harekete geçirin. Ruminasyonu tetikleyen rutinlerinizi daha aktifleriyle değiştirin. Örneğin, sabah yatakta uzanmak yerine hemen yataktan kalkıp neşeli bir müzik koyun. Tek başınıza kahve içmek yerine size bir arkadaşınızın eşlik etmesiniz isteyin. Ruminasyondan tamamen kurtulamazsanız bile bu şekilde süresini kontrol edebilirsiniz.
  1. İşlevsel problem çözme becerilerini öğrenin. Pasif bir baş etme becerisi olarak tanımlanan ruminasyon yerine aktif baş etme becerilerini (mizah, iletişim becerileri, atılganlık, duygu düzenleme, eleştirel düşünme stratejileri vb.) öğrenin. Ancak bu becerileri öğrenmek tek başına yeterli değildir, genellikle ruminatif eğilimi olan kişiler bunları bilmekte ama uygulamaya geçmekte zorlanmaktadır. Bu noktada, bir yere varmak için ayaklarınızı harekete geçirebilecek tek kişinin SİZ olduğunuzu unutmayın!
  1. Profesyonel destek alın. Eğer tüm bunlara rağmen sık sık aynı olumsuz olayları düşünüp olumsuz duygular arasında boğulduğunuzu hissediyorsanız acilen profesyonel destek alın. Saha çalışmaları ruminasyonun ve ruminasyona bağlı psikolojik sorunların psikolojik danışma ve terapi desteği ile önlenebildiğini ve azaldığını göstermektedir.

 Son olarak, sürekli kendinizi çaresiz hissetmek yerine çare SİZ olun!

Sevgiler,

Aslı :)

Kaynakça

 Bugay, A. (2010). Investigation of social-cognitive, emotional and behavioral variables as predictors of self-forgiveness. Yayınlanmamış Doktora Tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Bugay, A. ve Erdur-Baker, Ö. (2011). Ruminasyon düzeyinin toplumsal cinsiyet ve yaşa gore incelenmesi [Age and gender differnces in rumination]. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 36(4), 191-201.

Bugay, A. ve Erdur-Baker, Ö. (2015). Eşli Ruminasyon Ölçeğinin Türkçe Uyarlaması: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 5(43) 106-114.

Lyubomirsky, S. ve Nolen-Hoeksema, S. (1995). Effects of self-focused rumination on negative thinking and interpersonal problem-solving, Journal of Personality and Social Psychology, 69(1), 176-190.

Nolen-Hoeksema, S. (2001). Gender differences in depression. Current Directions in Psychological Science, 10(5), 173-176.

Nolen-Hoeksema, S. ve Harrell, Z. A. (2002). Rumination, depression, and alcohol use: Tests of g e n d e r differences. Journal of Cognitive Psychotherapy, 16(4), 391-403.

Segerstrom, S. C., Tsao, J. C. I., Alden, L. E. ve Craske, M. G. (2000). Worry and rumination: Repetitive thought as a concomitant and predictor of negative mood. Cognitive Therapy and Research, 24(6), 671-688.

Rağmen Başarmak..

a451e7c3-5b0a-4d10-8fcd-875b7a178da0YGS’de 100. mü oldun? Sınava az bir zaman mı kaldı? Konular mı çok? Öğretmenlerin mi kötü? Arkadaşlarının çok gerisinde mi kaldın? İşte buna rağmen başarmak..

Herkesin harika çalışma ortamı  yok, huzurlu bir aile yaşantısı da yok, hatta sağlığı bile iyi olmayabilir. Sizce bunlar açıklama bahane mi? Bunlara rağmen hala göreve motive olabiliyorsanız bunlar açıklama, ama eğer motivasyonunuz düşüyorsa bahane olabilir. Bahanelere teslim olmayın!
Devamını Oku

Öğrenci kendi başarısını neden sabote eder?

900be3c2-583e-4392-9a90-d51d45797fd5Hiç kendi kendinizi sabote ettiğiniz aklınıza geldi mi? Misafirlere en özenli sofraları kurup sonra yaptığınız yemeği henüz hiç kimse tatmadan eksiklerini saymaya başladığınız oldu mu? Ya da kendinizi gecelerce hazırladığınız iş raporunu teslim ederken daha iyisini yapmamanıza engel olan ufak tefek nedenleri sıralarken buldunuz mu? Peki ya sınıfın en başarılı öğrencisiyken üzerinizde hissettiğiniz baskıdan dolayı sınava girmeden önce neden tam puan alamayacağınızı sınıf arkadaşlarınıza sıralıyor musun? Devamını Oku